13.08.2009

Die PRÜFUNG




"Sehen sie denn nicht, daß sie jedes Jahr
ein- oder zweimal
einer Prüfung ausgesetzt werden?
Aber sie bekehren sich daraufhin nicht und lassen sich nicht mahnen." 9:126


Gemäß nachdem Quran wird man im Jahr 1-2 mal Geprüft,


und womit wurdest du letztes Jahr Geprüft?


Wie lange dauert eine Prüfung?
Kann eine Prüfung bis 6/12 Monate dauern?


"Jede Seele wird den Tod kosten;
und Wir stellen euch mit Bösem und mit Gutem auf die Probe;
und zu Uns werdet ihr zurückgebracht." 21:35


Auch das Böse und auch das gute ist also eine Prüfung auf den der Mensch acht geben muss.


Da ständig gutes und böses um uns herum ist, und wir als Geprüfte Menschen nicht wissen können wann wir genau geprüft werden, (oder ob man durch uns jemandem Prüft) müssen wir die sachen die um uns herum geschehen erstmal RESPEKTIEREN, gut LESEN gut BEWERTEN.


und die größte Prüfung, und die größte Sünde die nicht verzeihen wird ist Trinität:


"Nicht ihr habt sie erschlagen, sondern Allah erschlug sie.
Und nicht du hast jenen Wurf ausgeführt, sondern Allah;
und prüfen wollte Er die Gläubigen mit einer schönen Prüfung von Ihm.
Wahrlich, Allah ist Allhörend, Allwissend." 8:17


Es gibt noch andere Verse in denen das Wort Prüfung benutzt wird,
aber ich will noch etwas anderes betonen,


"Wenn alles schon bestimmt ist warum werden wir dann Geprüft?"
eine frage die mir öfters gestellt wurde und ich öfters Lese,
Einige Muslimische prediger unserer Zeit Behaupten das das Schicksaal keine vorbestimmung ist, denn man wird ja Geprüft!


Aber womit?


Wenn man nicht weiß was die Prüfung ist und wie dieser Prozess durchgeführt wird,
ist es normal das man sich diese frage stellt und das man auf diese meinung kommt.


Ein Mensch dessen Glaube Bedeckt ist, und dadurch die Wahrheit bedecken will,
Begründet seinen UNGlauben auf einige Theorien, zb. auf die Evolutionstheorie von Darwin.
Was ist das gegenteil von Evolution?


der gegenteil ist genau der Brennpunkt,
es wird im Quran mit dem Wort Schiksal beschrieben,
Was man dank der Technologie heutzutage viel besser verstehen kann als 1500 Jahre vorher,
das gegenteil der Evolution ist: ein mackelloser Plan, (der einen Planer Benötigt).


Und die Prüfung des Menschens ist genau dieser Plan also das Schicksal selbst.
Man wird mit seinem eigenen Schicksal Geprüft.


Das Schiksal ist bestimmt aber man weiß nicht was bestimmt ist,
dadurch kann Schiksal auch nicht Langweilig sein,
Alles um dir herum sind die verse deines eigenen Buches,
Alles was du siehst Gehört dem Perfeckten Planer, Computer tv Tisch stuhl............


Der Quran lässt in diesem vers nichts aus, Er sagt ALLES:
"Wir Erschufen alles nach einem B PLAN (Bi KADER)" 54:49


Wenn man also behauptet es wäre alles nicht vorbestimmt,
Gehorcht man seinem eigenem Nefs, nicht dem Quran,
denn das aller wichtigste im Glauben ist genau der Glaube an seinen eigenen Schicksal,
Fehlt dieser Glaube so kann man seinen Glauben (IMAN) niemals verinnerlichen,


dadurch von der Stufe Moslem zu MU´MIN Hochsteigen
und Was eine andere große Rolle spielt in der Prüfung, ist (der Umgang mit)
das Wort und die Stimme

06.08.2009

Alm man: die Elemente (Wunder in Eisen)

"diese Buchstaben sind die Wundern Allahs"

Eine sehr wichtige Entdeckung von Ömer Celakil.
Audio: Abdulbasit Muhammed Abdussamed Kapitel/Sura 57. das Eisen,
Eisen das einzigste Element der im Quran einen Kapitel seinen Namen gibt,
und dieses Kapitel steht genau im zentrum des Qurans,
Insgesamt gibt es 114 Kapiteln und Eisen ist das
57 Kapitel..

19.07.2009

Kemali bul

''Muhakkak ki Allahu Teala bu dini facir bir kimse ile de kuvvetlendirir''
Muhammed Mustafa EFENDİMİZ Aleyhissalatuvesselam,

Yediğine içtiğine takılıp Atatürk'e Dinsiz diyenlere namlarından biri İslamın Halaskarı olan Atatürkün cevabıdır, Öyle ya Ata ölmedi içimizde yaşıyor!

14.07.2009

Urumci de Müslüman katliamı

"Tozlu dumanlı, karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takip edecek..." Muhammed Mustafa Aleyhis-selatu-ves-selam
(Fitne, insanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya hak ve hakikatten saptıracak şey, saval, azdırma, karşılık, ihtilaf, kavga, gibi anlamlara gelen bir kelimedir..)
Hadisteki fitne işte aynen bu videodaki fitnedir, Allahu alem

25.06.2009

der 100. Name Allahs



die Legenden über den 100. Namen..

"..Es war das Jahr 1665 und der sucher hatte nur noch 1 jahr, nach der Legende und Erzählungen war das Jahr 1666 das Jahr des Antichrists, und das einzigste was Ihn stoppen könnte, war der Verborgene Name Allah´s.."

"Muhammed A.v.s. Lieste ihnen die 99 Namen laut vor,
und den letzten namen flüßterte Er in den Ohr seines Kamel´s,
und sagte darauf,
Wer diesen Namen findet, wird die wahrheit des Lebens finden.."




der 100. Name Allah´s ist
Al BAHA,

denn der Kamel sagt BAHA.
(Allahu alem)

Bahá arab. hat viele bedeutungen
Herrlichkeit, Ruhm, Glanz, Licht,
Wert, Gegenwert, Schönheit, Elegant, Ehre, Unterhaltung,
die tiefste stelle des Wassers/Meeres, Garten..
Die Rezitation ist sehr einfach und Wohltuend.

11.06.2009

la ilahe illa Huve

“lâ ilâhe illâ hu” Gaybı Mutlak mertebesidir.

Ondan başka hiçbir şeyin olmadığı Ehadiyet makamıdır. Hüvviyeti İlahiyeye işarettir.

“lâ ilâhe illâ ente” Hz. Yunus’un tevhididir.
Her an her yerde Allah’ın varlığını hissedenin ne yana dönse Allah’ı görebilenin tevhididir.
“lâ ilâhe illâ ene” Allahın kendini birlemesidir. Ayrıca Cem makamında bulunanların Hakk’ın lisanından yaptıkları tevhiddir. Hallac-ı Mansur’un ene’l Hakk demesi de bu makamdandır.
Bir gün Gavsü’l-âzâm Abdülkâdîr Geylânî (k.s.)’a sorarlar:
— «Ya Gavs! Tevhîd nedir
Yüce velî şu karşılığı verir:
— «Tevhîd, tevhidi terkdir.
Tevhidi, hakîki tevhide ermek için terk etmektir

Abdülkâdir Cîylî (k.s.) Gavs’ın bu sözlerini şöyle açıklamış
— «Tevhîdi hakîki bu lisânla anlatılamaz.
Bu bildiğin mantık onu düşünemez.
Bu baş gözleri onu göremez.
İşte tevhîdin esâsı budur.
Bu iş baş gözleriyle değil, gönül gözüyle görmek maksuttur.
Bu vesile ile sâde tevhîdde değil, zikirde dâhi aynı gerçek görünür…
Dediğimizi bilen bilir. Sen de hâkîkat isteklisi bunu böyle bilesin!..»

Hz. Mevlana da diyor ki;
La ilahe illallahavamın tevhididir.
Havasın tevhidila ilahe illa ve”dir.

.*.*.*.*.*.*.*.*.*..*.*.*.*.*.*..*.*.*.*..*.*

Lâ ilâhe illâ humukallitlerin tevhîdi;
Her şeyin O’nun ile var olduğu “ben, sen, O” üçlemesi içeren olanların tevhidi.
O’nunla var olan “ben”, O’nun varlığıyla var olan benim dışındakiler “sen”, O’nun varlığı “O”. Yani “O” ve “ben, sen” şeklinde O’nun var ettikleri…

Lâ ilâhe illâ enteâriflerin tevhîdi;
Senin varlığınla var olan “ben” ve dışımda sandıklarımın hakikatı olan “SEN”. Dışımdakileri O’ndan görmekten kurtulup, “SEN” olarak gören, ama “ben”i hala ondan/senden olarak algılatan tevhid. Hala O’ndan/SEN’den de var olsa da O’na/SANA rağmen bir “ben” varlık anlayışı ile oluşan tevhid.

lâ ilâhe illâ eneAllah’ın tevhîdi olduğunu söylemiştir.
Sadece “BEN” makamı. Bundan oluşmuş, yaratılmış, “ben, sen, o…” anlayışı yok. Sırf teklik, birlik, tevhid makamı. Herşeyi “BEN” olarak görmek, yaratılmışlık görmemek. Sırf “BEN” makamı. Tüm ikilemlerin yok olduğu makam. Çokluk içinde olduğumuzu sandığımız şu an dahi, herşeye rağmen, herşeyle birlikte, sırf “BEN” makamı. Her şey her an bu tevhidin içindedir.

Yorumsuz Blog'tan alıntılanmıştır..

09.06.2009

Mürşit gereklimidir?

Tasavvuf baştan sona şeyhlerle doludur.
Üveysileri saymazsak her ekolde şeyh vardır ve zorunludur.

Şeyh dediğimiz Şems’tir, Mevlana’dır, Geylani’dir, Taptuk’tur, Hacı Bektaş’tır, Arabi’dir…

Hangisi şeyh değil ki?
Her biri hem şeyhlik yapmış,
hem de mutlaka bir şeyhe intisap etmiş.
Ve burada tasavvuf diye konuştuğumuz
biraz da bu şeyhlerden miras bir ilimdir.
Elbetteki ilim Allah’ındır.
O kullarında ilmini izhar etmiş.
Onlarla bildirmiş, diyelim.

Mürşit konusunda kafası karışık arkadaşlar için şöyle bir naçiz önerim var:

Mürşitliğin ne olduğunu, ona buna değil,
bu şeyhlerin direk kendilerine sorun.
Mesela deyin ki:
Ey Mevlana! Ne buldun Şems’te?
Mollalık neyine yetmedi?
Onca ilim biliyor, medresede ders veriyordun.
Neden Şems’e intisap ettin?

Eminim ki Mevlana bir cevap verecektir.

Tabii rüyamıza gelip “bak oğlum, şöyle olmuştu…”
diye anlatmasını beklemeyip, eserlerine başvurmak lazımdır.
Mesnevi’ye, Fihi Mafih’e, vs.

Veya bir diğerine. Şeyhül Ekber Muhiddin Arabi’ye sormak lazım.
Ey Şeyhlerin şeyhi! Bu şeyh meselesinin aslı nedir?
Sana da şeyh deniyor.
Neden?
Hele senin 360 tane şeyhin varmış!
Tam bir daire ediyor şeyhlerinin sayısı!
Bir hikmeti var mı? Tesadüf mü?
Mutlaka bir cevap verir.

Amak-ı Hayal’de de vardır bunun cevabı.
“Ey RACİ! Ne buldun Aynalı’da?
Aynalısız yani aynasız hayalde gezilmez mi?”
diye sormak lazım…

Sonra, bulduğumuz cevap ya kafamıza yatar ya da yatmaz.
“Yok ben inanmadım bu şeyhlerin dediğine.
Olmaz böyle, günahtır, şirktir vs.” derseniz,
konuyu kapatırsınız ve kafanız da rahat eder.
Ya da “demek işin aslı buymuş.
Şimdi ikna oldum” dersiniz.
Allah’tan “hayırlı bir şeyh” istersiniz.

Şeyh öyle hemen yan mahallede bulunmayabiliyor.
Diyelim siz Bursa’da yaşıyorsunuz, şeyh Mardin’de çıkabilir.
Biraz çileli olabilir bu işler…

Karşınıza çıkan şeyhin halleri, yukarıda bahsedilen tasavvufun
“has” şeyhlerinin tariflerine uygun olursa,
siz yine de kalbinize danışın derim ben.
Daha doğrusu bu Resulullah Efendimizin (s.a.v.) tavsiyesidir:
Kalbinize danışın.

Özetle;
1) Tarihi şeyhlerden şeyhliğin ve intisabın aslı nedir?
diye araştırılır.
2) Aklımıza yatarsa Allah’a dua edilir.
3) Duamız kabul olur da karşımıza şeyhim diyen
bir zat çıkarsa,
bir haline, ilmine, ilmiyle amil olup olmadığına bakılır.
Etrafındaki insanların aklı selim olup olmadıkları vs. araştırılır.
4) Aklımız yine kesmezse, kalbimize danışılır.
5) Bütün araştırmalarımız ve kalbimiz
karşımızdakinin doğru insan olduğu mesajını verirse
Allah’a sığınır, o kişinin ilminden istifade ederiz.
6) Anormal bir durum görürsek, eyvallah der, uzaklaşırız.


Çok mesele edecek bir konu değil yani.
Biraz metodlu davranmak gerekiyor o kadar.
Hiçbiri olmazsa, tasavvufi eserlerden olabildiğince kendimiz istifade etmeye çalışır, öğrendiklerimizi hayatımıza uygulamaya gayret ederiz. Böyle bir çalışmanın,
yani kitap çalışmasının seyrü süluk etmek demek olmadığını bilerek…

Çok önceden medreselerde de tasavvuf eğitimi verilirmiş.
Başlangıçta medrese ve tekke bütünüyle birbirinden ayrı değilmiş.
Ama medreselerde seyri süluk yaptırılmazmış.
Çünkü medresede “hoca” olur, “şeyh” olmaz.
Aradaki fark anlayabildiğim kadarıyla budur.
Yani, kendimize şeyh bulamazsak,
kendimize hocalık ederiz, olur biter…

(Yorumsuz blog, ''Kovan'' rumuzlu Okur'dan alıntılanmıştır).