11.06.2009

la ilahe illa Huve

“lâ ilâhe illâ hu” Gaybı Mutlak mertebesidir.

Ondan başka hiçbir şeyin olmadığı Ehadiyet makamıdır. Hüvviyeti İlahiyeye işarettir.

“lâ ilâhe illâ ente” Hz. Yunus’un tevhididir.
Her an her yerde Allah’ın varlığını hissedenin ne yana dönse Allah’ı görebilenin tevhididir.
“lâ ilâhe illâ ene” Allahın kendini birlemesidir. Ayrıca Cem makamında bulunanların Hakk’ın lisanından yaptıkları tevhiddir. Hallac-ı Mansur’un ene’l Hakk demesi de bu makamdandır.
Bir gün Gavsü’l-âzâm Abdülkâdîr Geylânî (k.s.)’a sorarlar:
— «Ya Gavs! Tevhîd nedir
Yüce velî şu karşılığı verir:
— «Tevhîd, tevhidi terkdir.
Tevhidi, hakîki tevhide ermek için terk etmektir

Abdülkâdir Cîylî (k.s.) Gavs’ın bu sözlerini şöyle açıklamış
— «Tevhîdi hakîki bu lisânla anlatılamaz.
Bu bildiğin mantık onu düşünemez.
Bu baş gözleri onu göremez.
İşte tevhîdin esâsı budur.
Bu iş baş gözleriyle değil, gönül gözüyle görmek maksuttur.
Bu vesile ile sâde tevhîdde değil, zikirde dâhi aynı gerçek görünür…
Dediğimizi bilen bilir. Sen de hâkîkat isteklisi bunu böyle bilesin!..»

Hz. Mevlana da diyor ki;
La ilahe illallahavamın tevhididir.
Havasın tevhidila ilahe illa ve”dir.

.*.*.*.*.*.*.*.*.*..*.*.*.*.*.*..*.*.*.*..*.*

Lâ ilâhe illâ humukallitlerin tevhîdi;
Her şeyin O’nun ile var olduğu “ben, sen, O” üçlemesi içeren olanların tevhidi.
O’nunla var olan “ben”, O’nun varlığıyla var olan benim dışındakiler “sen”, O’nun varlığı “O”. Yani “O” ve “ben, sen” şeklinde O’nun var ettikleri…

Lâ ilâhe illâ enteâriflerin tevhîdi;
Senin varlığınla var olan “ben” ve dışımda sandıklarımın hakikatı olan “SEN”. Dışımdakileri O’ndan görmekten kurtulup, “SEN” olarak gören, ama “ben”i hala ondan/senden olarak algılatan tevhid. Hala O’ndan/SEN’den de var olsa da O’na/SANA rağmen bir “ben” varlık anlayışı ile oluşan tevhid.

lâ ilâhe illâ eneAllah’ın tevhîdi olduğunu söylemiştir.
Sadece “BEN” makamı. Bundan oluşmuş, yaratılmış, “ben, sen, o…” anlayışı yok. Sırf teklik, birlik, tevhid makamı. Herşeyi “BEN” olarak görmek, yaratılmışlık görmemek. Sırf “BEN” makamı. Tüm ikilemlerin yok olduğu makam. Çokluk içinde olduğumuzu sandığımız şu an dahi, herşeye rağmen, herşeyle birlikte, sırf “BEN” makamı. Her şey her an bu tevhidin içindedir.

Yorumsuz Blog'tan alıntılanmıştır..

09.06.2009

Mürşit gereklimidir?

Tasavvuf baştan sona şeyhlerle doludur.
Üveysileri saymazsak her ekolde şeyh vardır ve zorunludur.

Şeyh dediğimiz Şems’tir, Mevlana’dır, Geylani’dir, Taptuk’tur, Hacı Bektaş’tır, Arabi’dir…

Hangisi şeyh değil ki?
Her biri hem şeyhlik yapmış,
hem de mutlaka bir şeyhe intisap etmiş.
Ve burada tasavvuf diye konuştuğumuz
biraz da bu şeyhlerden miras bir ilimdir.
Elbetteki ilim Allah’ındır.
O kullarında ilmini izhar etmiş.
Onlarla bildirmiş, diyelim.

Mürşit konusunda kafası karışık arkadaşlar için şöyle bir naçiz önerim var:

Mürşitliğin ne olduğunu, ona buna değil,
bu şeyhlerin direk kendilerine sorun.
Mesela deyin ki:
Ey Mevlana! Ne buldun Şems’te?
Mollalık neyine yetmedi?
Onca ilim biliyor, medresede ders veriyordun.
Neden Şems’e intisap ettin?

Eminim ki Mevlana bir cevap verecektir.

Tabii rüyamıza gelip “bak oğlum, şöyle olmuştu…”
diye anlatmasını beklemeyip, eserlerine başvurmak lazımdır.
Mesnevi’ye, Fihi Mafih’e, vs.

Veya bir diğerine. Şeyhül Ekber Muhiddin Arabi’ye sormak lazım.
Ey Şeyhlerin şeyhi! Bu şeyh meselesinin aslı nedir?
Sana da şeyh deniyor.
Neden?
Hele senin 360 tane şeyhin varmış!
Tam bir daire ediyor şeyhlerinin sayısı!
Bir hikmeti var mı? Tesadüf mü?
Mutlaka bir cevap verir.

Amak-ı Hayal’de de vardır bunun cevabı.
“Ey RACİ! Ne buldun Aynalı’da?
Aynalısız yani aynasız hayalde gezilmez mi?”
diye sormak lazım…

Sonra, bulduğumuz cevap ya kafamıza yatar ya da yatmaz.
“Yok ben inanmadım bu şeyhlerin dediğine.
Olmaz böyle, günahtır, şirktir vs.” derseniz,
konuyu kapatırsınız ve kafanız da rahat eder.
Ya da “demek işin aslı buymuş.
Şimdi ikna oldum” dersiniz.
Allah’tan “hayırlı bir şeyh” istersiniz.

Şeyh öyle hemen yan mahallede bulunmayabiliyor.
Diyelim siz Bursa’da yaşıyorsunuz, şeyh Mardin’de çıkabilir.
Biraz çileli olabilir bu işler…

Karşınıza çıkan şeyhin halleri, yukarıda bahsedilen tasavvufun
“has” şeyhlerinin tariflerine uygun olursa,
siz yine de kalbinize danışın derim ben.
Daha doğrusu bu Resulullah Efendimizin (s.a.v.) tavsiyesidir:
Kalbinize danışın.

Özetle;
1) Tarihi şeyhlerden şeyhliğin ve intisabın aslı nedir?
diye araştırılır.
2) Aklımıza yatarsa Allah’a dua edilir.
3) Duamız kabul olur da karşımıza şeyhim diyen
bir zat çıkarsa,
bir haline, ilmine, ilmiyle amil olup olmadığına bakılır.
Etrafındaki insanların aklı selim olup olmadıkları vs. araştırılır.
4) Aklımız yine kesmezse, kalbimize danışılır.
5) Bütün araştırmalarımız ve kalbimiz
karşımızdakinin doğru insan olduğu mesajını verirse
Allah’a sığınır, o kişinin ilminden istifade ederiz.
6) Anormal bir durum görürsek, eyvallah der, uzaklaşırız.


Çok mesele edecek bir konu değil yani.
Biraz metodlu davranmak gerekiyor o kadar.
Hiçbiri olmazsa, tasavvufi eserlerden olabildiğince kendimiz istifade etmeye çalışır, öğrendiklerimizi hayatımıza uygulamaya gayret ederiz. Böyle bir çalışmanın,
yani kitap çalışmasının seyrü süluk etmek demek olmadığını bilerek…

Çok önceden medreselerde de tasavvuf eğitimi verilirmiş.
Başlangıçta medrese ve tekke bütünüyle birbirinden ayrı değilmiş.
Ama medreselerde seyri süluk yaptırılmazmış.
Çünkü medresede “hoca” olur, “şeyh” olmaz.
Aradaki fark anlayabildiğim kadarıyla budur.
Yani, kendimize şeyh bulamazsak,
kendimize hocalık ederiz, olur biter…

(Yorumsuz blog, ''Kovan'' rumuzlu Okur'dan alıntılanmıştır).

06.06.2009

Biz 1

KUR'ANDAKİ ÂYETLERDE AÇIK OLARAK GEÇEN "'B İ Z"' İSMİ

* AÇIK, ANLAŞILIR OLARAK
KUR'ANDA 78 SÛRE 565 ÂYETTE "'BİZ"' '"NAH NU"' İSMİ GEÇİYOR !
* Geri kalan 36 sûrede ise gizli ve RABB'i anlatımla kelimelerde saklanmış çoğul olarak
"'BİZ'" geçiyor (NA).

BEN DİYE KONUŞAN :
ALLAH, RAHMAN, HAKK, RAB

BİZ DİYE KONUŞANLAR :
"'NAHNU'"
HAKERENLER
EBCED İLMİNDE :
'"NAH NU"' (BİZ) = 108 = HAKK
CUNDENA (ORDULARIMIZ) =108 = '"MİZAN"'
(Kıyâmet terâzisi) sayısal değerlerine çıkar.
KUR'AN'A GÖRE, HAKEREN'LER BUNDAN
ESKİ EVRELERDE ERMİŞ OLAN '"ESKİLER"'dir.
**********************************************
İZMİR, 26.04.2002
ULUSUMUZA ŞİMDİYE KADAR AÇIKLANAMAYAN
BU GERÇEĞİ SUNMAKTAN ONUR DUYARIZ.

Saygılarımızla,
C.H.S.
http://www.ondokuz.gen.tr/

01.06.2009

Klonen im Koran

In den Versuchen von einem geklonten Tier mehrere Klontiere zu erzeugen (2. Klongeneration), wurden aus den Ohren Zellen entnommen
und versucht sie zu kopieren/klonen.
In den ersten Versuchen wurden die Ohren abgeschnitten,
Zellen entnommen und anschliessend geklont.
"Und er sprach (Satan): "Wahrlich, ich will einen bestimmten Teil Deiner Diener nehmen Und sie in die Irre führen und sie lüstern machen und ihnen befehlen,
dass sie den Tieren die Ohren aufschlitzen:
und ihnen befehlen,
die Schöpfung Allahs zu verändern."
Und wer sich Satan zum Beschützer nimmt und Allah verwirft, der ist offenbar verloren"
4-Die Frauen 118+119



Ausser denjenigen, die die Ohren abgeschnitten haben, versuchten auch einige, in die Gesetze der Erschaffung einzudringen bzw. zu verändern.
Also kann man sagen, da vor 1400 Jahren keine Genetikwissenschaft betrieben wurde,
dass dieser Vers eine wundersame Aussage vom Qoran ist.
Bei einigen Klonungen wurden aus den Brüsten Zellen entnommen,
doch die Zellen der 2. Klongeneration wurde aus den Ohren entnommen.



(Im japanischen Institut Kagosima & bei der Vitoria-Kuh in Brasilien)

26.05.2009

Die 5 Säulen des Islam´s?!

Weder im Quran weder in den Hadithen!!
gibt es
"(5) şarâitul-İslam":"5 Säulen des Islam´s"
die 5 werte die man unter dem begriff "Säulen" präsentiert,
heißen "şeâirü’l-İslam": die zeichen des Islam´s.

Wenn der ball über die Torlinie geht und dies ein zeichen ist
das es für die Mannschaft ein Tor ist,
ist es ein Zeichen wenn jemand Betet oder fastet
das er im Islam ist,
aber diese sind keine Säulen wie man sie heute darstellt
sondern nur zeichen.
Einige haben diese "zeichen" so wie es ihnen passte
mit diesem wörterspiel als die 5 Säulen dargestellt,
und die wichtigsten befehle und Säulen zur seite geschoben,
und mit "muss nicht sein, ist nicht so wichtig" markiert.
Ist Beten fasten eine säule und nicht lügen und nicht klauen sind keine säulen oder was?

Die Säulen des Quran´ s sind nicht 5 oder 10,
sondern der gesamte Quran ist die Säule.

Der Quran sagt Verrichtet das Salat (Gebet),
Aber von Salat versteht man heutzutage nur das Physikalische Gebet.
Im Quran gibt es Salat beim Laufen,
Salat beim sitzen Salat beim Liegen..
Es gibt nicht nur 1 art des Betens,
es gibt mindestens 10 Gebetsmöglichkeiten.
Davon ist das Gebet welches Muhammed A.v.s. praktizierte und Lehrte
die empfohlene und beste Methode.

Der Quran vergleicht auch das Beten und das Lesen in einem vers,
Beten ist nicht die wichtigste Säule des Islam´s,
die wichtigste Säule ist das Lesen,
Der Engel Gabriel sagte zu Muhammed A.v.s. als erstes Lese,
und wiederholte diese Säule 3 mal,
Lesen und verstehen.
Es gibt Beten im Quran,
aber im Quran gibt es auch noch ein Verfluchtes Gebet.

Wenn du nicht verstehst was du in deinen Gebeten Liest;
warnt dich der Quran, das du dich nicht zum Gebet nähern sollst.

Wenn ein Soldat ein Ziel treffen muss was in 1000 meter weite ist
muss Er genau zielen, 1 mm nach unten oder 1 mm nach oben wird ihm vom ziel weit entfernen, dieser 1 mm fehler wird am 1000 m entfernten Zielort 10 m unterschied machen.Und so ist heutzutage der Islam nach über 1400 jahren,weit entfernt von seinem Ziel.

sagte gestern im Fernseher Tauhid Proffessor Yasar Nuri Öztürk

25.05.2009

İÇİMDEKİ YÖNETMEN


Ba Ha Qaaf..


Geceleyin yattın, sabahleyin kalktın altın’dan ve değerli taşlarla süslü
Masal gibi Sarayının içinde geziniyorsun,
Hizmetçilerin el pençe durmuşlar Selam veriyorlar.
Az önce işten yorgun argın gelip uzandığın Koltuğundasıradan bir vatandaş iken birden bire
Saray’da Sultan olamayacağına göre demek ki Rüyadasın..

Hizmetkar geliyor kahvaltı’ya çağırıyor, Masaya gidiyorsun, birbirinden lezzetli meyveler
Reçeller peynirler ve içeceklerle donatılmış bir masa, etrafında sana hasretle bakan eşin ve zevcelerin..
tam Heycanla sofraya oturup masayla kaynaşacaksın,
birden çat çat Kapı çalıyor, uyanıyorsun, bi bakıyorsun koltuktasın hala..

Peki nereye gitti altından saray hizmetçi onca yemekler?
Bunlar varmı idi? Yok mu idi?

Bir kitap okuduğumuzda içinde anlatılanları hayal etmeye başlıyoruz,
kendimizi kitabın kahramanının yerine koyuyor adeta O oluyoruz,
dolayısıyla Kitap bize büyük bir zevk veriyor ve bizi en çok etkileyen olayları sayfalardan kurtarıyor, günlük hayatımıza taşıyor ve etrafımıza yayınlamaya başlıyoruz.
Kitabı okuyor ve hayal etmiyor isek, ya O kitabı anlamıyoruz yada perdelenmişiz (dalmış gitmişiz) demektir.

Kitapta anlatılan Kahramanımız bir dağa varınca tarif edilen dağı hayal ediyoruz, dağda bir kulübeye varınca bir kulübe hayal ediyoruz..
Peki hayal kurma/Fantazi mekanizması nasıl işliyor?
Okunan bir metin içimizde nasıl birden bire bir dağ yada kulübe görüntüsü/hayali oluşturuyor?
İçimizde bir dağ yada kulube mi var? Yada anında kurulan bir filim seti mi var?

İçimizde öyle filim setleri ve öyle bir Yönetmen var ki,
Bir metni okurken kurduğunuz hayallerin,
O’nun tarafından kurulduğunu ve
size gösterildiğini kabullendiğinizde,
bu setlerin kapılarını size ardına kadar açmaktadır.

Kuran içeriğinde tek bir kahraman olan bir kitap değil,
anlattığı ise tek bir hikaye değil.
Dolayısı ile okuma sisteminizi geliştirmek
ve içinizdeki bu Yönetmenle iletişim kurmak için tasarlanmış
büyük bir fırsat ve mucizedir.

Mekandan ve zamandan bağımsız bu kitabın
ayetlerini kitaptan kurtarıp hayatınıza taşıdığınızda
ortaya şöyle bir şey çıkmaktadır:

içinde bulunduğunuz mekan Kuran’ın bir ayetidir (mekanı’dır).
Etrafınızda işlenen konu ise Allah’ın bir ismi/özelliğidir,
bütün Hamd ve mülkiyet (Teknoloji)
Allah’a aittir.

‘’Ya sin vel kuranil hakiym’’
Kuran ismi Allah olana aracılık eden herşeye Hakim bir sistemdir.

Elhamdulillahirrabbilalemin
Allahumme salli ala SeyyidiNA Muhammed