23.06.2010

Rahman und Rahim 2

Es gibt im Quran ein Kapitel welches er Rahman heißt, und dieses Kapitel wurde in den Tagen Offenbart, wo die Menschen Muhammed Friede sei auf ihm fragten: "Was ist Rahman?"
Heutzutage wird dieser Name mit Barmherziger, Erbarmer, Gnädiger Übersetzt, doch der wahre Auftrag dieses Namens ist in den ersten 4 Versen dieses Kapitels Versteckt:
"Der Gnädige,
lehrte den Quran,
erschuf den Menschen,
und lehrte ihn, sich auszudrücken."


Rahman ist der Verstand, der alles Bewertet, Versteht, Annimmt, Lernt und Lehrt, der Formlose Gott in dir, das Unbegrenzte Wort, die Quelle deiner Gedanken. Es ist das Wort welches nameAllah mit dem Fleisch Bekleidete, und sich somit Sehbar machte (Rahim)..


Also Beugten sich die Engeln nicht vor Adams Fleisch sondern vor Rahman,
vor dem Überdimensionalen Wesen welches Adam aus dem nichts Erschuf und danach Adams Thron Eroberte.

16.06.2010

ALLAH c.c. görülebilir mi?



ALLAH’I GÖRMEK (RÜ’YET)
"Rü'yet" görüş anlamındadır. Rüya dahi görülen şeyler şeklinde anlaşılabilir!
Sûret sahibi, şekli olan varlıklar için görüş mânâsında kullanılabilen "Rüyet" kelimesi, Allah için kullanıldığında ise "İLİM" anlamında anlaşılır.

ALLAH’I GÖRMEK,
ALLAH İLMİYLE MÜCEHHEZ OLMAKTIR.
ALLAH
MADDE GÖZLE GÖRÜLMEKTEN MÜNEZZEHTİR!



Allah'ı, ancak bâtın gözü ile müşahede edebilirsin. Bâtın gözü ile müşahede edebilirsin derken, ne demek istediğim anlaşıldı mı?
Zâhir isminin de mânâsı, Bâtın isminin de mânâsı Allah'a aittir!.. Fakat Allah'ı zâhirde görüyorum diyemezsin! Çünkü zâhir dediğin âlem, kısıtlılık âlemidir! Neye göre?.. Senin görme boyutuna, görme işlevini yapan nesnene göre!.. Çünkü görme dediğin fiil, göz aracına bağlı değil mi; beyne bağlı değil mi?
Dolayısıyla, bu mahaller de, Hakk’ın zâhir ismi yönünden, her ne kadar Hakk ise de; nihâyet belli bir terkip, belli bir kâbiliyet ile kayıtlıdır. Kayıtlı varlık, kayıtsız varlığı göremez!.. Kayıtlı varlık, kayıtlı varlığı görebilir!
Kayıtlı varlığın, kayıtlı varlığı müşahedesi dolayısıyla da “Ben Allah'ı görüyorum" diyemezsin! "Ben Allah'taki mânâlardan meydana gelen âlemi müşahede ediyorum" diyebilirsin!
Allah’ı neyle seyredebilirsin, Allah’ı neyle görebilirsin?
“Allah’ı görmek” denen şey nedir?
Allah’ı görme, bir kere senin anladığın, benim anladığım mânâda "görme" fiili değildir! “Allah'ı görmek” denen şey, "görme" fiili değildir!
Çünkü, “Allah'ı görüyorum” dediğin zaman; Allah isminin mânâsı; daha ilk sohbetlerimizde konuştuk ki, zâtı, sıfatı, isimleri ve efâliyle tüm kâinat bunun içine girer! Ve bu kâinatın esmâsı, sıfatı ve zâtını da ihâta etmesi şart!
Böyle bir varlık!
Halbuki, sendeki görme hâli, "görüyorum" dediğin hâl, eğer fiil mertebesindeki göz dediğimiz noktayı da kaldırırsak ortadan, bir idrâktır... Bir ilimdir!


Hakikat ilmine dair olan ilim ise asıl gerçek ilimdir. Herhangi bir konuya bağlanmadan sadece "ilim" kelimesiyle Hazreti Rasûlullah'ın bahsetmiş olduğu "ilim", hep "Hakikat ilmi”dir; ki, bu tüm mevcûdatın özünde saklı olan SIRRI bildiren ilimdir.
Hakikat ilmi, gözle görülecek surî yâni şekli, maddesi olan bir nesne değildir. Dolayısıyla ister madde gözüyle, ister rüya şeklinde görülmesi sözkonusu olan bir şey değildir HAKİKAT ilmi!
Hakikat ilmi, gözle görülecek, yâni rü'yet edilecek bir şey olmaz ise; O yüce ilmin ZÂTI nasıl görülebilir ki?
İşte bu sebepledir ki, kim baş gözüyle veya rüya şeklinde Allah'ın görülebileceğinden söz ederse, bu kişi ilmin özünden mahrum olması sebebiyle konunun hakikatından mahrumdur.
Zîrâ “Allah” ismiyle işaret edilen, bir maddî yapı değildir! Dolayısıyla maddeye dayanan beş duyu ile anlaşılması da mümkün değildir!
Bu sebepledir ki, Allah isimli, sonsuz-sınırsız yüce varlığın gözle görülmesi mümkün değildir.

“ALLAH’I GÖRDÜM” DERSEN EĞER,
O SENİN KENDİ HAYÂLİNDE SANA AÇILAN
RABBINDIR!
ANCAK ALLAH KENDİSİ KENDİSİNİ GÖRÜR!



Esas itibariyle Allah’ı seyir, ilimden ibarettir.
Yâni; rü’yet, ilimdir!.
İlmin dışındaki bir rü’yet ise hayâle girer!. Tahayyül sùretiyledir!. Çünkü görme mânâsındaki bir rü’yet ancak bir ilâh için, yaratılmış bir ilâh için söz konusu olur! Yaratılmış ilâh olmaz!.
Yaratılmış ilâh olmazsa, yaratılmamışın görülmesi zaten mümkün olmaz!.İnsan yaratılmıştır, bunu daha evvel konuştuk...Yâni, belli isimlerin mânâsının âşikâre çıkışıyla varolan varlık, bu yönüyle yaratılmıştır!. Yaratılanın yaratanı ihâta etmesi, görebilmesi zaten muhaldir!.
Ancak Allah kendisi, kendisini görür!. Ne anda, hangi anda sen “Allah’ı gördüm”, “Allah’ı duydum” dersin, o senin kendi hayâlinde sana açılan Rabbındır!.
Öyle ise, ”Allah’a vâsıl olmaktan” mânâ, Allah’ın ilmini, ”sen” adı altında izhârından başka bir şey değildir!.




“O”, BASİRETLE GÖRÜLÜR
"O", ‘’Basar’’la değil ‘’Basîret’’le görülür; çünkü ‘’Basîr’’, O’dur!.


KİM Kİ İLİMDEN SONRA HÂLÂ RÜ'YET İSTERSE,
O PERDELİLERDENDİR

Gavs-ı Â'zâm Abdülkâdir Geylanî hazretleri, Allah’ı rü'yet konusunda şöyle der:
"KİM Kİ RÜ'YETİ, İLMİN GAYRI ZANNEDERSE, O GÜVENİLMEYECEK ZANNA ALDANIP, MAĞRURLARDAN OLUR."
"KİM Kİ İLİMDEN SONRA HÂLÂ RÜ'YET İSTERSE, O PERDELİLERDENDİR"
Evet, Allah'ı rü'yet, Allah ilmiyle mücehhez olmaktır. Çünkü Allah, madde gözle görülmekten münezzehtir.
Esasen “görüş” denen şey, gerçeği itibariyle bir konuda ilim sahibi olmaktır! Çünkü gerçekte beyin kendisine gelen görüntü sinyallerini değerlendirerek ilim sahibi olan bir merkezdir.


“Allah” adıyla işaret edilen ise, "Âlim" isminin işaret ettiği üzere, ilim sahibidir. Hayattan sonra, gelen ikinci zâtî sıfatı itibariyle İLİM sahibidir. Ve nihâyet ZÂTÎ İLİMDİR!
Varlığı, madde ve şekilden münezzeh olanın ise elbette ki rü`yeti muhaldir. Ama RÜ'YET de haktır!
Evet, işte bu söz konusu olan "RÜ'YET" de "İLİM"dir ki Abdülkâdir Geylânî hazretleri bize burada bu gerçeği idrâk ettirmeye çalışıyor.
"Kim ki rü'yeti ilmin gayrı zannederse", yâni kişi gerçekten madde veya şekil olarak görülecek bir Rabbi olduğunu zannetmekte ise, o kişi farkında olmadan hayâlinde var olan bir tanrı mevhumuna tapmaktadır. Allah bu tür zanlardan münezehtir!

“GÖRMEDİĞİM ALLAH’A İBADET ETMEM!”

(Soru: Hz Ali, “Görmediğim Allah’a kulluk etmem“ nüktesi ile neyi anlatmak istiyordu?)
Kendisindeki enfüsi ve âfâki müşahedenin tam oluşunu... Dolayısıyla Aynel Yakin müşahede sahibi oluşunu...

ALLAH’I ZÂTIYLA GÖREMEZSİNİZ!

Allah’ı Zâtıyla göremezsiniz!. Sureti, şekli, özelliği olan bir varlık değildir O!.. O’nun ilmini, O’nun nurlarını hissedebilirsiniz içinizde!.


GÖZLER O'NU İDRÂK EDEMEZ,
FAKAT O, GÖRÜŞLERİ İDRÂKTADIR!

İdrâk, Allah'ı idrâk edebilir mi?
"GÖZLER O'NU İDRÂK EDEMEZ; FAKAT O, GÖRÜŞLERİ İDRÂKTADIR" (6-103)
İdrâk. Zâtı itibariyle Allah'ı idrak edemez, çünkü idrak dediğin şey, isim mertebesinde meydana gelmiş bir mânânın, fiil mertebesindeki ifadesidir!..idrak, müdrikeye dayanır, idrak gücüne dayanır! Bu idrak gücü de esmâ mertebesinde meydana gelir. İlim sıfatının esmâ mertebesindeki mânâsı, efâl âlemine yansır idrakı oluşturur. İlim, sıfat mertebesindeki var oluştur.
Öyleyse sen bunların hangi düzeyinden bakarsan bak, neticede “Allah” isminin mânâsını senin görebilmen muhaldir!.. Ama şu da bir gerçek ki; Allah'tan başka bir varlığını görüyorum dersen, o da yalandır, iftirâdır!..


ALLAH’I RÜYADA GÖRMEK


Gerek Hazreti Rasûlullah ve gerekse Evliyaûllah'ın önde gelenlerinden bazı zevâtın rüyalarında, Allah'ı bir insan sûretinde gördüklerine dair nakiller mevcuttur. Bunlar elbette ki yalan değildir. Ancak rüyanın ne olduğunu iyi bilmek gerekir.
Rüyalar, çeşitli mânâların, o mânâlara uygun sûretlere bürünerek bize görünmesi hâlidir.
Esas itibariyle, her şey yâni her görüntü, Allahû Teâlâ'nın çeşitli isimlerinin mânâlarının bir sûrete bürünmüş hâlidir. Hattâ daha gerçeğiyle; biz o mânâları, beynimizdeki özel algılama sistemi ile, görüntüler, sûretler şeklinde algılarız.


MUSA AS’IN VÂRİSLERİ “GÖREMEZSİNİZ!”
HÜKMÜNDEN YETİŞTİRİRKEN,
HZ. MUHAMMED’İN VÂRİSLERİ
“HÂLÂ GÖREMİYOR MUSUNUZ?” DİYEREK
GÖRME ESASI ÜZERE YETİŞTİRİR!



Hazreti Musa aleyhisselâm ümmetinin en ileri gelenlerine dahi “Göremezsiniz” hükmü gelirken; Hazreti Muhammed aleyhisselâmın, Kur`ân-ı Kerim yolu ile kendisinden sonra gelmiş bütün insanlara vermek istediği şey, kendisinin görmüş olduğu “Allah`ın vechi”nin görülebileceği gerçeğidir!
Musa aleyhisselâm’ın vârisi olanlar, -ki bu gün de Musa`nın vârisleri vardır-; kendilerinde “tenzih” görüşü ağır basan velilerdir! ...
Eğer bu gün bir veli; “Allah görülmez, Allah`ın vechini görmek mümkün değildir, ben bu kişiyim, Allah, ötelerdedir”; diyorsa, o Musa ümmetindendir; yâni, o anlayışı paylaşanlardandır; Adı, Ahmet, Hasan, Hüseyin de olsa... Kelimeyi, ismi, târifi kaldırın, esas mânâyı farkedin!
Hazreti Muhammed aleyhisselâmın vârisi, Allah`ı göstermeyi meslek edinir; görme istidadı olanlara!
Çünkü kendisine o ilmi ve hâli miras bırakan, zâten o iş için vardı; ve esas görevi olarak onu yerine getiriyordu! Zâten kendisine bıraktığı miras da oydu! Sen ev sahibiysen, oğluna ev bırakırsın! Evlâttaki miras, babanın servetinin aynasıdır!
Hz. Musa aleyhisselâmın zamanımızdaki vârisleri, çevresindekileri, “göremezsiniz” hükmünden yetiştirir!
Hazreti Muhammed aleyhisselâmın vârisleri de “Hâlâ göremiyor musunuz?” diyerek, “görmek” esası üzere yetiştirir!
Ancak ne varki, bunlar hep ehli tarafından bilinen hususlardır!

04.06.2010

die Lobpreisung der Mücken

http://img72.imageshack.us/img72/8034/tespihjv5.swf
(die Lobpreisung fängt nach dem 2 Textblatt an, dauert ein bißchen, deswegen klick erst den link an und lese danach weiter)


"Allah schämt sich nicht, irgendein Gleichnis zu prägen, sei es auch nur mit einer Mücke oder von etwas Höherem. Diejenigen nun, die glauben, wissen, daß es die Wahrheit ist (und) von ihrem Herrn (kommt). Diejenigen aber, die ungläubig sind, sagen: ""Was will denn Allah mit einem solchen Gleichnis?"" Er führt damit viele irre. Aber er leitet damit (auch) viele recht. Und nur die Frevler führt er damit irre."
2. Die Kuh (Al-Baqarah) Vers 26


Prof. Dr. Galin Asenof Hörte von seinem Muslimischen Arbeitskollegen, einen Zitat aus dem Quran in dem ihm gesagt wurde "alles was in den Himmeln und auf Erden ist Lobpreist Allah". Und hat daraufhin beschlossen die sache im Labor zu erforschen, eine Mücke fand er für seine forschung ideal.
Die Mücke kann ihre Flügel in einer Sekunde 1000-2000 mal schlagen,
jedoch können die Nerven nur 100 mal ein Signal (dafür) leiten,
dadurch schlägt die Mücke in einer sekunde 10 - 15 mal ihre Flügel.


Asenof hat als erstes den Ton der Mücke welche ihre Flügel schlägt
mit einem Laser Mikrofon aufgenommen,
später hat er den Ton langsammer abspielen lassen
bis zu einem Ton welches das Ohr eines Menschens verstehen konnte,
als er den Ton gehört hat wollte er seinen Ohren nicht glauben!

26.05.2010

der Sektengott

Am Anfang des Islams gab es keine Spaltungen keine Sekten..
Nach dem Tode Muhammeds Friede sei auf ihm hat sich diese Situation Geändert, schon nach 40-50 Jahren hat man vom Kopf bis Fuß vom Handeln bis zu den Gebeten alles verändert, und diese Veränderte Version des Islams wurde in kurzer Zeit als der wahre Islam des Qurans dargestellt.

Einige Gelehrte die ihren verstand eingeschaltet und die Verse des Qurans Untersucht und daraufhin auch passend zum Zeitalter die Verse interpritiert haben, wurden als irregegangen, Antichristen und Teufelsdiener dargestellt, aber Trotz dem haben sie in dieser Robotisierten Dunkelheit große Interessen Erweckt.

Nach dem Tode der Gelehrten sammelten sich die Nachfolger weiterhin unter ihrem Dach und unter ihren Namen. Bis der nächste Gelehrte kam..
Obwohl nicht jeder Gelehrte eine Sekte Begründete, und obwohl Sekten im Quran gar nicht Empfehlt werden gibt es Heute in unserer Zeit min. 73 Sekten. Davon sind viele im irrtum.
Wenn man nach ihren Gott sucht findet man ihn irgendwo in der ferne auf seinem Thron sitzen, und wenn man ihn unter dem Licht der Quranverse Betrachtet kommt ein völlig anderer Gott raus. Welcher Gott kommt raus? ich habe ihn der Sektengott genannt..

"Und ich sah ein Tier aus dem Meer steigen, das hatte zehn Hörner und sieben Häupter und auf seinen Hörnern zehn Kronen und auf seinen Häuptern lästerliche Namen. Und das Tier, das ich sah, war gleich einem Panther und seine Füße wie Bärenfüße und sein Rachen wie ein Löwenrachen. Und der Drache gab ihm seine Kraft und seinen Thron und große Macht."

Die, die die Heilige schriftEN veränderten oder den sinn der Wörter verdrehten und dies immer noch tun, sind mit diesem Gott in Verbindung.

Kein Gott gibt es allein Allah (ist da)

26.04.2010

Evrimde son nokta

Şu Evrim ne acaip bişey, kendi konuşamıyor ama konuşan canlılar ürtetiyor..

''Onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar da size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin onları ortak koştuğunuzu inkâr ederler. Hiç kimse sana, Habîr olan Allah'ın verdiği gibi haber veremez.''
EL Fatır 35:14

Evrim suyun derinliklerinde ordaki ortama göre canlılar meydana getiriyor, Evrim Karada buradaki ortama göre canlılar meydana getiriyor, Evrim havada canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli koşulları sağlıyor, her canlıya uygun gıdalar üretiyor ..
e be kardeşim bu Evrimin gözü mü var? kulağı mı var? aklı mı var??
Türlerin yaşayıp ürediği bir dünya da yaşıyor isek bunu sağlayan Evrimin de bu tip özelliklere sahip olması gerekir.
Ama gördüğün gibi bu anlattığın ve adını Evrim koyduğun şey gerçekte bir çeşit Tanrıdır!
Yani aslında olmayan bir Tanrıya inanan sensin, uydurduğun bu Tanrıya da inanmıyorsun dolayısıyla kendince ''özgürce'' yaşıyorsun, yaşa bakalım.
ama işin anlamadığım tuhaf yanı ise hergün aynı şeyi ''yaşayıp'' kendini nasıl özgür zannedebiliyorsun?

La ilahe illa Allah

24.02.2010

BEYNİNDEKİ HOLOGRAM DÜNYAN


İster inan ister inanma... İster kavra ister kavrama!
İşte mutlak bilimsel gerçek!
Hayal dünyanda yaşıyorsun!


Görüyorum dediğin; algıladığın her şey, beyninin içinde oluşan bir (3D değil) çoklu D hologramik dünyan! Beyne gelen beş duyuya dayalı veya beş duyu ötesi tüm elektromanyetik dalgalar, bu organ tarafından veritabanına göre değerlendirilerek, beyninin içindeki hologramik çok boyutlu görüntü halinde dünyanı (kozanı-cocoon) oluşturuyor! Yani dış dünyada değil, beyninin içinde oluşan hayal dünyanda yaşıyorsun kim olursan ol! Algıladığın ve hüküm verdiğin her şey, algıladığının sûreti kadarının yani bir enstantanesinin, dünyanda oluşan simgesi! Herkes kendi dünyasında yaşamakta ve yaşayacak sonsuza dek! Dünyan ne kadar gerçek geliyorsa sana, cennetin veya cehennemin de o kadar gerçek olarak sonsuza dek yaşanacaktır! Herkesin, dünyasındaki her şeyi, veri tabanını oluşturan değerlerine göre yerleştirdiği şeyler...
Sevindiren, mutluluk veren ya da üzen yakan her şey, veritabanını oluşturan değerlerin yüzünden meydana gelmekte!
Şimdi yenilenme zamanı işte!.Kuantum potansiyelin; Kozmik elektromanyetik açılımın; ve de beyin adıyla bilinen dalga dönüştürücünün ürettiği çok boyutlu hologramik dünyaların varlığını keşfetme süreci! Bu yazıda artık bunları da açıklamaya çalışalım ki; kuantum kafe, kuantum healing, kuantum pasta, kuantum esma saçmalıklarına belki son verebilelim, hiç olmazsa anlayabilenler indinde! Ama önce şunu iyi bilelim... Allah Rasulü Hz. Muhammed aleyhisselâmın, Kurân-ı Kerîmin ve tüm hakikat ehli zevatın geçmişin şartları içinde misâl yollu, işaret yollu, mecaz yollu anlatımlarının, bugünün bilimsel bulguları eşliğinde yeniden değerlendirilip, verilmek istenen mesajın yepyeni anlamının sıfırdan kurgulanması zamanı!. Yeryüzünde açığa çıkmış en muhteşem beyin Allah Rasulü Muhammed Mustafa aleyhisselamın bütün bildirdikleri kesin gerçeklerdir. Anlayabilirsen... Veri tabanın yeterli ise...Kurân-ı Kerîm mutlak gerçekleri dillendirmiştir "OKU"masını öğrendiysen! Hz. Âli'den yakın tarihlere kadar yaşamış tüm hakikat ehli, müşahede ettikleri gerçekleri çeşitli misal veya işaretlerle anlatırken hep aynı sistemi "İKRA-OKU"yarak anlatmaya çalışmışlardır.Konuya bir misâl ile girelim; her şeyi misâllerle anlattık vurgusu çok yapıldığı için geçmişte Kutsal BİLGİ kaynağımızda...Bugün televizyonundan DLNA ile veya blu-ray player üzerinden Youtube'a bağlanıp Avustralya'dan yüklenen veriyi -görüntüleri anında seyreden; Türkiye’den Japonya veya Amerika'yla anında görüntülü görüşen sizi, alıp ışınlasalar bin sene önceki elektrik nedir hayal edemeyen bir topluma... Şu an yaşadıklarınızı kullandıklarınızı nasıl anlatırdınız onlara? Anlatmak için kullanacağınız örnekler onlara ne kadarıyla olayın gerçeğini yansıtırdı? Verdiğiniz misallerden yola çıkarak olayın ne ve nasıl olduğunu ne kadar kavrayabilirlerdi? İşte dünküler, beynin bugün farkında olmadığımız özellikleri aracılığıyla, bugün henüz fark edemediğimiz ya da ucundan kıyısından farkındalığını yaşadığımız sistemin gerçeklerini mecazla, misalle, işaret yollu anlatmaya çalışmışlardır. Ne var ki, o kapasiteye sahip olmayanlar misallere mecazlara, anlayışlarına göre hayali oluşumlar giydirerek konunun özünden bambaşka yollara sapmışlardır. Öyle ise bugün yapılacak ilk iş...Din ayrı şeydir bilim ayrı şeydir safsatasını bir yana koyup...Bilimsel gerçekliklere dayalı bir şekilde Din-sistem anlayışını yeni baştan kurgulamaktır!.Çünkü, bilimselliğin çalışma alanı olarak deşifre edilmeye çalışılan Sistem, yapı gerçekte Din kapsamındaki kişiler tarafından bir şekilde "OKU"narak, misaller veya mecazlarla anlatılmaya çalışılmış yapının ta kendisidir!. Hz. Muhammed aleyhisselam veya hakikat ehli zevat tarafından işaret yollu bildirilen realite gerçekte günümüz biliminin çözmeye çalıştığı alandan farklı bir şey değildir! Bu yüzdendir ki "DİN" denince hayali kurgular üretmek yerine; algılayabildiğimiz gerçekliklerin ne şekilde mecaz ve misallerle anlatılmış olduğunu çözme noktasında olmalıyız. Bunu yapmazsak ne olur? Bilimsellikten ve "DİN"in gerçeğinden ayrı düşmüş çağdaş fikir akımları ve kabuller etkisi altında "DİN" kapsamında vurgulanan Evrensel gerçekleri değerlendirmemiş olduğumuz için sonsuza dek yanarız! Tanrı kavramına dayalı din anlayışınızdan, "Allah" adıyla işaret edilene dayalı "DİN" anlayışına geçip, tüm olayı en baştan buna göre kurgulamazsanız, tüm hayal ettiklerinizin bir balon gibi patladığını gördüğünüz günde asla geri dönüşünüz olmayacaktır!.
Öncelikle, tek şansınız, Hz. Muhammed aleyhisselâmın "Allah" adıyla neyi anlatmaya çalıştığını fark etmenizdir!. O ötenizde, gökte oturan bir tanrıdan asla söz etmiyor! Ötedeki bir tanrıya yönelmenden söz etmiyor! O, ötesindeki bir tanrının postacı-elçisi, "prophet", "messenger" değil! Bunlar çağdışı ilkel tanımlamalar! O, Allah Rasûlü! Eğer DİN konusunu anlamak istiyorsanız öncelikle konuya, dışa öteye uzaya bakan bakış açısıyla değil, beyninizin derinliklerine yönelerek, derununuza yönelerek, varlığın içselliğine yönelerek hakikatinizi araştırmak zorundasınız! Ya da çölden gelen cahil kadın gibi "tanrı tek ona inanıyorum" deyip parmağınızla yukarıya işaret edeceksiniz! Neyse konuyu fazla yaymadan özetlemeye çalışayım...Öncelikle de şunu belirteyim ki, burada yazacaklarımın detaylı bilgilerini internette Youtube'da bilim adamlarının ağzından İngilizce olarak dinleyebilir, ya da http://www.okyanusum.com/ dan bir kısmını Türkçe izleyebilirsiniz. Kuantum Potansiyel... Evren içre evrenlerin bir hayal, bir tasarım alanı olarak mevcut olduğu her türlü şekil, sınır, mekân gibi kavramların söz konusu olmadığı; varlığında sonsuz anlam yaratan... Tasavvuftaki tanımlamasıyla "Esmâ mertebesi"! Bu potansiyeldeki sayısız sonsuz özelliklere çeşitli "Allah isimleri" ile işaret edilmiş. Burada lokalize isim müsemmaları mevcut değil. "Aliym" ismiyle işaret edilen özellik dolayısıyla bu potansiyel kendini ve potansiyelini bilir ve sonsuz potansiyelini "seyr" eder. İşte tasavvufta "ilmiyle ilmini ilminde seyreder" denilen boyut budur. Fatiha Suresindeki "Elhamdulillahi Rabbül âlemiyn, Er Rahman-ir Rahiym" ayetlerinin bir işareti de bu husustur. "Vahdet-i Şuhud" bu potansiyele işaret eder. Her şey bu boyutta olup bitmiştir! Bu boyutun açılımından, tecellisinden, açığa çıkmasından vs. söz edilmez; edilemez! Kozmik Elektromanyetik açılım boyutu... Kuantum potansiyelin ilminde, ilmiyle yaratılmıştır!. 2. Hayâl âlemidir!. Âlemlerin aslıdır!. Varlığı vehim nurundan oluşur! Dalga okyanusudur! Algılanan ve algılanamayan her yapı veya özellik bu boyutta dalga boylarından oluşmuştur. Türüne göre oluşmuş beyinler, bu dalga boyu yapının bileşimsel -convertörler- dönüştürücüleridir. "Mâliki yevmiddin" âyeti buraya işaret eder. "Vahdet-i vücûd" anlatımı bu plana aittir.
Beyinler... Tüm varlıkta, dalga dönüştürücüsü olarak var olmuş dönüştürücülerdir. Birimlerin çok boyutlu hologramik dünyaları bu dönüştürücüler tarafından oluşmakta; her birim kendi hologramik dünyasında yaşamaktadır; dışsallıkta yaşadığını sanarak! "İyyake na'bbudu ve iyyake nastaiyn" den itibaren bu oluşumu açıklar.
Ruh... Manalar toplumu demektir. "Sen bu işin ruhunu anlamamışsın" cümlesindeki manası itibariyle! Aynı zamanda hayatiyete işaret eder. Her birim canlıdır, varlığı hayatiyetidir; hayatiyeti de ilmidir! Hayat ve ilim ayrılmaz iki vasıftır! İlim açığa çıkış kapasitesine göre şuur veya bilinç adlarını da alır. Hayat sahibi olan canlının varlığının ihtiva ettiği anlam "ruhu"dur! Bu mana itibariyle, Kozmik elektromanyetik açılım boyutu, Ruh-u Azam diye tanımlanmıştır. Aklı evvel'dir; Hakikati Muhammedî'dir. Unutmayalım ki bu isimler obje değil, bir özelliğe işarettir!"Allah" adıyla işaret edilen... İndinde bir "nokta"dır Kuantum potansiyel!. İlmimize göre, sayısız "nokta"lardan bir nokta! Zat'i ilminde var olan "nokta"lardan bir nokta; "Esmâ" âlemlerinden bir âlem! "Zatıyla Esma'sını bilen; Esma'sında kudretini seyreden! İsimleriyle işaret edilen özelliklerden yaratılmış ruhların her birinde bir özelliğini açığa çıkaran, çıkardığı özelliklerle seyreden! "Ben"likleri yaratıp, her ben de "Ben" diyen!. Ve dahi tüm algılayan ve algılananlardan beri olan! Tek diyebileceğimiz bu konuda: "ALLAHU EKBER"! (bu konuda daha detaylı bilgi "Ekberiyet" isimli yazıda) Bu kısa toparlama ve özetten sonra şimdi gelelim "DÜNYALARIMIZA" ve beyin konusuna...Şu an için fark etmemiz ve kavramamız gereken en önemli konu beynimizin nasıl çok boyutlu hologram dünyamızı oluşturduğu hususudur. Biz dış dünyada bilfiil yaşadığımızı sanırken, nasıl oluyor da gerçekte kendi hayal dünyamızda kozamızda yaşıyoruz? Hayal içinde hayal içinde hayal; olarak tanımlanan çok boyutlu hologramik dünyamızın hâli hazır şartları nasıl oluşuyor ve gelecekte ne olacak? Dışsallıkla bağlantı noktası neresi dünyamızın!. Herkes kendi dünyasının efendisi! Kralı veya kraliçesi... Başkaları o dünyada yalnızca figüran, yardımcı aktör veya aktris! Herkes, çevresindekilerden kendisine yansıyan kadarına göre ona bir rol biçerek dünyasının içine alıyor ve dünyasında onunla eğleniyor veya ağlıyor! Beyin bir dalga dönüştürücüsü demiştik... Dışarıdan beş duyu ya da ötesi kanallardan kendisine ulaşan sayısız dalgalardaki ruhu (manayı-anlamı) mevcut veri tabanındaki bilgilere GÖRE değerlendirerek ona bir hüküm veriyor ve onu hayal ediyor! Tıpkı TV'ye gelen dalgaları dönüştürücünün açıp-dönüştürüp ekranda görüntülenen suret haline getirmesi gibi!. Böylece ta en küçük yaşlardan başlayarak, dış dünyada bilfiil yaşadığımızı sanarak, beynimizin içinde çok boyutlu hologramik dünyamızda yerimizi alıyoruz! Biraz daha açalım oluşumu...Bilimsel olarak kesinlikle tespit olmuştur ki... Görüyorum, duyuyorum, tutuyorum dediğiniz her şey, gerçekte, çeşitli şekillerde beyin adını verdiğimiz dalga çözücüye ulaşan çeşitli frekanstaki dalgaların, veri tabanındaki önceki verilerin değerlendirilmelerine göre çözülüp; beyin içindeki hayal dünyayı oluşturan görüntü diye ya da duyma diye ya da dokunma diye tanımlanan dalga boylarına dönüştürülmesi (convert edilmesi) sonucu bilincin içinde yaşadığı çok boyutlu hologram yapı olarak oluşmasıdır!.Kısacası, tümüyle size özel dünyanızda yaşamaktasınız, doğduğunuzdan bu yana ve ölümsüz olarak sonsuz gelecekte!Beyninize, görüyorum dediğiniz kişi veya nesnelerden yansıyanlar ise, asla bizatihi o kişi veya nesne olmayıp; yalnızca o anki enstantanesidir; tıpkı ard arda çekilen fotoğraf kareleri gibi! Bu enstantaneleri beyniniz önceki veri kayıtlarına göre değerlendirmektedir! Yani, siz gerçekte, beyninizin içinde yaşamaktasınız ve hayatınız o enstantanelerin oluşturduğu albümler arasında dolaşarak geçmekte! Beden vefat edince de beş duyu aracılığıyla dışarıdan gelen enstantaneler tümüyle kesileceği için; bütün yaşamınız beyninizin oluşturduğu o kozanızın-dünyanızın içindeki albümler arasında geçecektir tıpkı rüya olayında olduğu gibi! Daha sonra da içinde bulunduğunuz boyutun canlılarından alacağı sinyallere göre, gene dünyasında, veri tabanına göre değerlendirmelerle yaşamını sürdürecektir! Beyin genelde kendisine en güçlü yansıyan enstantaneleri ana veri gibi kabul ederek onları bir türlü "cache"e -ara bellek- alır yöneldiğinde hemen hatırlamak için. Bilgisayarınız internette bir yazıyı veya bir sayfayı nasıl "cache"ine alır ve o "cache"i temizlemediğiniz takdirde, eskiden alınmış ara bellekteki bilgiyi önünüze getirir.
Benzeri şekilde, mesela bir kişiyi düşündüğünüzde de, ona dair en güçlü yerleşik enstantaneleri düşünce alanına getirir. Böylece o kişiyle karşı karşıya olduğunuzda, hiç farkında olmadan o kişi hakkında, üç veya beş veya 20 yıl önceki kayda girmiş enstantanelerdeki hüküm veya yorumunuza dair bakışla değerlendirme yaparsınız. Bu da kilitlenmenin bir başka türüdür.
Bu konuda Allah resulu bir uyarı da yapmıştır mesela... "Bir kişiyi bir sene hiç görmemişseniz, bir yıl sonra gördüğünüz kişi, sizin bir yıl önceki gördüğünüz kişi değildir."
Bu sebepledir ki, Kişiler hakkında geçmişe dönük kilitlenmelerden kurtulup, "yani cache"i, hızlı bilgi getirme belleğini sık sık temizleyip; yaşanılan andaki enstantanelere göre yeni objektif değerlendirmeler yapmak gerekir.
Burada şunu da hatırlatalım... Göze göre et olarak görülen bildiğimiz beyin, orijini itibariyle nöron altı yapısıyla sanki bir frekans yumağı şeklinde bir yapıdır ki, henüz günümüz bilimi olayı bu boyutta değerlendirme yetisinden mahrumdur. İşte bu hâli itibariyle de "RUH" adıyla anılır. Aslı "Nur" diye tanımlanır. "NUR", ilimdir! Data'dır! Çünkü aynı zamanda bir anlam paketidir bu yapı ve ölümsüzdür. Ebedi yaşar! Bu yüzdendir ki, "ölüm tadılır" denilmiştir; ölüp yok olunmaz!Karşınızdaki kişi de aynı şekilde kendi kozasında (cocoon) veya başka bir deyişimizle çok boyutlu hologramik dünyasında yaşamaktadır. Onun dünyasından, bedenselliğine yansıyan anlık enstantaneler ise, size yansıdığında, bu beyin dediğimiz dönüştürücünüzde, eskilerin hayal adını verdiği çok boyutlu hologram olarak dünyanızda yerini almaktadır değer yargılarınıza GÖRE!Her insan dünyaya yalnız gelir, yalnız yaşar ve yalnız gider sözünün dayandığı realite de budur!Hz. Muhammed aleyhisselamın "dünyanızda..." belirlemesinde bahsettiği şey de budur ki; anlamı, "sizin değer yargılarınıza göre oluşmuş dünyalarınız içindekilerden..." demektir müşahedemize göre. Kimimizin evi - çok boyutlu hologramik dünyası - kozası saraydır; kimimizin ki çöplük ev! Hani şu gazetelerde gördüğünüz çöplük evler türü... Adam çıkar, kendi değer yargısına göre en değerli bulduğu çöpleri, atıkları toplayıp evine doldurur da; nihayet pis kokulardan zabıta gelip evi temizlemek zorunda kalır ya... Bazılarının da çöplük evi bile yoktur; onlar "homeless", halk diliyle beyinsizdir! Dünyanız, sonsuza dek, içinde yalnızca sizin yaşayacağı bir dünyadır!. İçine yerleştirdiğiniz nesneler, değerler ve kişi enstantaneleriyle oluşan o hayal dünyanız ya cennetiniz olmaktadır-olacaktır ya da cehenneminiz! Her an dışsallıktan beyninize ulaşan dalgalar daha önceden evinize yerleştirmiş olduğunuz ya çerden-çöpten fikirlerin değerlerine göre değerlendirilecektir. Ya da evrensel (sünnetullah) değerlere göre değerlendirilip ona göre yeni eviniz inşa olacaktır. Sonsuza dek; dünya-berzah, mahşer, cehennem ve cennet aşamalarında hep dünyanızda-kozanızda olarak yaşamaya devam edeceksiniz aldığınız enstantanelere göre değerlendirmelerinizle.Vefat ile beden yaşamı sona erdikten sonra yani bildiğimiz beyin ortadan kalktıktan sonra dahi, mevcut beynin back-up ı hükmündeki dalga yapılı beyninizle bu anlattığım şekilde devam edecektir. Kurân-ı Kerîm ve hadislerde anlatılan tüm aşamalar haktır, doğrudur yaşanacaktır; bu anlattığım esaslara göre... Kurânı Kerîm'in çözümü isimli çalışmamızı bu anlayışla okuyabilirseniz, bu güne kadar okuduklarınızdan bambaşka bir anlatım ile karşılaşacaksınız ha keza! Âyet veya hadislerdeki derinliği düşünemeyenlere göre süre giden, "insanın kuyruk kemiğinden bedeni yeniden oluşacak ve bu et-kemik bedenle yaşamına devam edecektir" anlayışı eski çağdışı bir anlayıştır. Misali anlatımı değerlendirememekten kaynaklanmaktadır. "Güneş dünyaya 1 mil mesafeye gelecektir" hadisindeki mucizevî bilgi, günümüzün güneş büyüyüp dünyayı buhar edecektir bilgisiyle tümüyle örtüşmektedir. Bu durumda dünya ortada kalmayacaktır ki, toprak kalsın, içinde kuyruk kemiği kalsın! Bu ifade, insanın ölüp yok olmayacağına yaşamına devam edeceğine misal olması için kullanılmıştır. Keza, Yahudi bilginlerinin sorusuna cevap mahiyetinde olan âyeti de derinliksiz Müslümanlar kendi üzerlerine almışlar; "RUH hakkında az bir ilim verilmiştir size" diyen hitap soruyu soran Yahudi âlimlerine olduğu halde; bunu hiç bir Müslüman bilemez diye değerlendirmişlerdir. Gazalî bu konuda özetle şöyle diyor olayın anlattığım gelişimini açıkladıktan sonra... "RUH'un hakikati ve mahiyeti bilinir. Bunu bilmeyen veli olmaz zaten!"Senin ruhun, bizatihi varlığındır! Dünyandır! "Ruhlarınız bedenlerinizdir; bedenleriniz ruhlarınız" Hadisini düşünün.Sen, şu an dünyandan ibaretsin! Ne var ki...Bildiğin bu dünyan, bilincin ötesinde "halife" diye tanımlanmış olan derûnî bir yanın da var! Oysa, Kozmik Elektromanyetik açılım boyutuna açılan bu kapından habersizsin! Dünyana aldıklarını, o derûnî yanına (Esmâ mertebesi özelliklerine) açılan kapıyı açıp, arkasından aldıklarınla oluşturursan işte o zaman dünyan cennet olur ve yolun sonu Allah'a erer!"Arınıp saflaşan, gerçekten kurtulmuştur!" (Kad efleha men tezekkâ) âyeti, dünyanı arındırmaktan söz etmektedir. Kozan olan hayal dünyan, genlerinden gelen ve çocukluğundan beri oluşan şartlanmalarının getirisi olan değer yargılarıyla dolmuştur. Veri tabanın tamamıyla şartlanmalarına dayalı değer yargılarıyla oluştuğu içindir ki, yaşamına da bunlara göre yön verirsin. Kısacası yaşamın, dünyan tümüyle dışsallık üzerine kurgulanır! Asla farkında değilsindir, dışarıda değil kendi kozan olan dünyanda geçtiğini bütün ömrünün! Her gece, algılamakta olduğun tüm kişi ve nesne enstantanelerinden uzaklaşıp, dünyanın görüntüleriyle yaşadığın halde; "dünyanda-kozanda yaşam" deneyimini tattığın halde, bunun anlamını ve işaretini hiç düşünmezsin!. Uyku adını verdiğin kozanda dünyanı yaşama sürecinde, ne yanındaki eşin kalır ne bitişik odadaki çocuğun ne de diğer yakınların! Bedenin vefat edip ölümü tattığında (bedensiz yaşama geçtiğinde de) tüm bedenselliğinin dışsallığındaki enstantane kişilikler ve nesneler geride kalır, sen dünyandaki değerlere göre, o boyutta karşılaştığın olayları değerlendirerek sonsuz yolculuğuna devam edersin. Koza-dünyan yaşamını fark etmeyip, dışsallığı gerçek sananlara, bu gerçeği geçmişte bilimsel yollarla anlatma imkânı olmadığı içindir ki; "DİN-SİSTEM" iman esasına dayalı olarak, mecaz ve işaretlerle, misallerle anlatılmıştır hakikat ehli olan Rasuller, Nebiler, Veliler tarafından. Amaç, kişinin şartlanmalarındaki değerlere göre oluşmuş, dışsallığın enstantaneleriyle bezenmiş çerden-çöpten evini arıtarak, orayı sultana yakışır saray haline dönüştürmektir. Sultan, Allah adıyla işaret edilenin, isimlerle işaret edilen özellikleriyle yaşayandır! "Halife"dir! Kozasını delebilen, kozmik elektromanyetik açılım boyutunun, dalga okyanusunun nimetleriyle yaşar "veli" olarak... Dünyası da cennet olur... Hadis: "Cennet yaşamında her kese bir dünya verilecektir ki en küçüğü bu dünyanın 10 misli... Ve orada dilediğin senindir denilecektir"... Yani herkes dünyasının efendisi olacaktır. Dünyası çöplük ev olarak kalanlar, ya da "homeless"-"evsiz"ler de, beynini değerlendirememenin sonucunu yaşayacaklardır sonsuza dek yanarak! Esasen Beyin konusunda yazılacak çok şey daha var... Bugün yazılanların bir kısmını 1966 yılında yazılmış "Tecelliyât" kitabında; bir kısmını 1978 yılında "Evrensel Sırlar" (basımı 1990) okumuştuk. Günümüz bilimin ulaştığı gelişmeler ise konuya son noktayı koydu bu yazıda açıkladığımız alanda. http://www.okyanusum.com/ adresinde videolar bölümünde beyinle ilgili son bilimsel açıklamaları izleyebilirsiniz. Umarım Allah nasip etmiştir de bu konuda daha ileri düzeyde bilgileri ve konunun çeşitli bağlantı noktalarını; akla takılacak çeşitli soruların cevaplarını yazarım, ömrüm elverirse. Şu kesin gerçektir ki, evini yenilemeyenler, tüm değerli sandıkları nesnelerinin ve enstantane yakınlarının bir değer ifade etmediği süreçte büyük hüsran yaşayacaklardır!
Ya aklını kullan ilmi değerlendir; ya da Allah Rasulü Muhammed Musatafa aleyhisselama teslim ol, dediklerini yaparak evini arındır! Başka yol yok kurtuluşun için.





Okyanusum'dan NOT: Yazının yazarı belirtilmemiştir. Önemli olan konudur. Yazana dayalı kabul ezberciliğe yol açabilir. Oysa konu sorgulanıp araştırılması gereken bir konudur. Yazan, bunu istemiştir. Konunun alt yapı bilgileri sitenin videolar bölümünde mevcuttur.